Kişilik Nedir

Kişilik Nedir? Kişilik Yaklaşımları Nelerdir?

Kişilik Nedir?

Eski çağlardan beri birçok araştırmacı ve düşünürün kişilik konusunda farklı yaklaşımları olsa da bu yaklaşımlar ancak psikolojinin ayrı bir disiplin olarak kabul edilmesiyle beraber doğrulanmaya başlamıştır. Bundan sonra ise öne sürülen önerme ve görüşler çoğunlukla bilimsel açıdan test edilmiştir. Bu testlerden sonra ise çeşitli teoriler geliştirilmiştir. Bu teorilerin ortak noktaları ise kişilerin davranışlarının belirli kişisel özelliklerden etkilendiği görüşüdür.

Kişiliğin Temel Özellikleri

• Durağan değil, aktif süreçleri olan bir kavramdır.
• Sadece parçaların toplanmasından oluşmaz, bütün ve tek bir yapıya sahiptir.
• Psikolojik bir olgu olmasına karşın fiziksel bedenle de ilgilidir.
• Tekrarlarda, tutarlılıklarda ve modellerde ortaya çıkar.
• Kişilerin içinde bulunduğu dünya ile nasıl bir ilişki içinde olduklarının belirlenmesinde ortaya çıkar.
• Duygu, düşünce ve davranış gibi şekillerde sergilenebilir.

Tavsiye Bağlantı: Kedilerin İnsan Sağlığına ve Psikolojisine Etkileri

Kişilik Yaklaşımları

Günümüzdeki araştırmacılar kişilik konusunu değişik açılardan ele alan Platon, Machiavelli, Aristotales ve Descartes gibi filozoflardan etkilenmişlerdir.

– Platon; kişiliğin merkezi olarak insan ruhunu görmüştür.
– Machiavelli; kişiliğin sosyal bağlam ile açıklabileceğini söyler.
– Aristotales; kişiliğin merkezi olarak aklı görmüştür.
– Descartes; kişiliğin ruhsallığın ve ilkel güçlerin etkileşimiyle ortaya çıktığını söylemiştir.

Bu filozoflardan yola çıkan araştırmacılar kişilik konusunda farklı yaklaşımlar ortaya çıkarmışlardır. Kişilerarası farklılıkları ve kişilerin içsel süreçlerini ön plana çıkartan bu yaklaşımlar altı tanedir.

Psikanalitik Yaklaşım: Sigmund Freud’un kurucusu olduğu bu yaklaşım kişiliğin psikolojik süreçlerine odaklanır. Psikanaliz kuramından ortaya çıkan bu yaklaşımların, çoğunlukla bilinçaltındaki etkilerle ve erken yaşlarda başlayan kişilikle oluştuğu öne sürülür. Buna göre zihin; id(alt benlik), ego(benlik) ve süper ego(üst benlik) olarak adlandırılan üç bileşenden oluşur. Bu teoriye göre kişilik, bu üç benlik yapısının arasındaki algısal çatışma sonucu ortaya çıkar. Saldırganlık ve cinsel güdülerin bir an önce doyuma ulaşması gereksinimi kişileri çatışmaya iter. Çatışma, kültürel yasaklar ile birleşerek içselleşir ve endişeyi ortaya çıkartır. Bu sebeple en temel çatışma endişedir.

Neoanalitik Yaklaşımlar: Bu yaklaşım türü Psikanalitik Yaklaşımlar’ın bir eklentisi olarak ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımlar ego ve egonun fonksiyonlarını ele alarak, ego süreçlerinin oluşmasına odaklanır. Yapılan bazı araştırmalar sadece ego’ya odaklanırken, bazı araştırmalar ise egonun diğer kişilerden ya da kültürel ortamdan nasıl etkilendiğini araştırır. Ego’ya odaklanan araştırmalar, egonun doğuştan itibaren var olduğunu ve çevreye karşı daha etkin olabilmek adına bağımsız hareket ettiğini öne sürer. Buna karşılık egonun açıklanmasında diğer kişiler ve kültürel ortama odaklanan araştırmalar ise kişiliğin içsel biçimde sosyal olduğunu ve çok erken dönemlerden itibaren kişilerarası ilişkiler ile beraber geliştiğini varsayar. Sonuçta Neoanalitik Yaklaşımlar’ın merkezinde ego vardır.

Fenomenolojik (Hümanist) Yaklaşımlar: Bu yaklaşım türü diğer adıyla sübjektif bakış açısı yaklaşımlarıdır. Bu yaklaşım, olguların gerçekliğinin kişilerin kişisel düşünce ve bakış açısına göre değiştiğini öne sürer. Buna göre kişiler için gerçek olan şey,kişilerin içsel bakış açısında o şeyin ne olduğuna bağlıdır. Fenomenolojik bakış açısı, edinilen tecrübe ve bilginin tamamının kişisel yorumlamaya bağlı olduğu fikriyle önem kazanmaya başlamıştır. Bu nedenle de her bakış açısı veya kişisel tecrübe, yorumlayıcı bir davranışı ortaya çıkarır. İki kişinin aynı durumu değerlendirmesi sonucunda iki farklı durum meydana gelebilir. Kişilerin olaylara verdiği anlamlar, olayları nasıl gördüğü yönündeki kişisel bakış açıları, kendilerine has ihtiyaçları ya da kendilerini gerçekleştirme gibi kişisel eğilimleri kişilik yapılarıı oluşturur.

Davranışsal Yaklaşımlar: Bu yaklaşım, kişiler ya da kişilik hakkında bilgi elde edinmenin tek yolunun kişilerin davranışlarının gözlemlenmesi olduğunu öne sürer. Kişilerin içsel deneyimleri, dürtüleri ve kişisel özellikleri hakkında yapılan çıkarımlar, çoğunlukla kişilerin ne yaptıkları, ne söyledikleri ya da kişinin psikolojik tepkilerinin neler olduğunun gözlemlenmesine dayanır. Kişilik yapısı, kişilerin sergiledikleri her davranışın bir araya toplanmasıyla oluşan bütünlük olarak tanımlanır. Davranışsal Yaklaşımlar iki temel görüş çevresinde birleşir. Bu görüşlerden ilki, kişilerin sadece sabit ve dışarıdan gözlemlenebilen davranışlarının dikkate alındığı ve kişilik yapısının bu dışsal gözlemlerle açıklanmaya çalışıldığı görüştür. İkincisi görüş ise, kişilerin hem gözlemlenebilen hem de gözlemlenemeyen olgularına odaklanan görüştür.

Bilişsel Sosyal Yaklaşımlar: Bu yaklaşım türü kişilerin bilişsel süreçlerine odaklanır ve davranışların oluşumunda gözlemlenemeyen olayların daha önemli olduğunu öne sürer. Bu sebeple kişilerin nasıl düşündüğü, bilgiyi nasıl seçtiği, nasıl depoladığı, nasıl işlediği ve nasıl yeniden ürettiği gibi bilişsel süreçler dikkate alınmakta ve davranışların bu süreçlerde yaşanan kişisel farklılıklar sonucunda oluştuğu varsayılır. Bilişsel süreçlerde yaşanan kişisel farklılıklar, kişilerin kodlama metotları, beklentileri, kişisel değerleri, özdenetim sistemleri ve yeterlilikleri olarak ifade edilir.

Yapısal Yaklaşımlar: Yapısal yaklaşımlar, kişilerin sabit kişilik özelliklerinin bulunduğunu ve bu özelliklerin ortaya koydukları davranışlarla gözlemlenebildiğini öne sürer. Bu kişilik özelliklerinin neler olduğuna dair yapılan çalışamaların hedefi, kişileri aynı şartlar altında diğerleriyle karşılaştırarak, kişilerin bir ya da birkaç özellik boyutunun ortaya çıkarılmasıdır. Yapısal yaklaşımlar; kişisel yapıların durağan olduğu ve kişilerle birlikte sürekliliğin devam ettiği, yapıların her bir kişi için tutarlılık gösterdiği varsayımına dayanır. Bunun yanı sıra kişilerarası farklılıkların kişinin sahip olduğu yapının etkililiği, miktarı ve derecesine göre değiştiği de öne sürülür. Kişilerin olaylar ve durumlar karşısında tutarlılık gösteren sabit bir yapıları vardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here